gelecek mevzuu; loading...

bok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Şubat 2012

google analytics ile türk insanının internet ihtiyacına bakış

"Edebinle porno yaz bari, nedir abi işemeli sıçmalı kusmalı sex?"
      
   Bunu yapmayım - etmeyim dedim ama, en fazla 1 hafta tutabildim kendimi. 10 günden fazladır, blogun istatistiklerini google analytics ile alıyorum. Hayatın anlamını çözdüm desem ağır kaçmaz. her gün bu mucizevi icat ile neden bu kadar geç tanıştığımı düşünüp kafamı çekyata sıkıştırıyorum.  Google Analytics'i bilmeyen yoktur ama ben yinede deyim, Google'ın site sahiplerine lütfu, istatistik görme aparatı.  Bazen adama işini gücünü bıraktırıp eş zamanlı izleme  ile, siteye girenlerin davranışını gözlemleme imkanı sayesinde adamı yerine çiviliyor.. Neyse, bu mevzuuyu sonra ayrıca ele alırız bu kadar yeter. Bugün, son bir haftalık anahtar kelime geçmişinden çıkarımlar sıçacam ve çok eğlenecem.

  Son zamanlarda gündemde olan bi mevzuu dan başlayalım; Can Bobomo. Evet lan, Bonomo falan değil Bobomo. muhtemelen tüm gazeteler, tvler, Can Bonomo'nun annesi babası ve hatta kendisi bile adını yanlış biliyor. Can Bobomo kelimeleriyle buralara ulaşanlara bakılırsa; hepimiz yanılmışız.

   Bu kadar insan nasıl aynı yanlışı yapıyor lan? Aklım ermedi benim. Neyse; ben başka bi mevzuuya dikkat çekecem; Can Bonomo - illuminati. Anahtar kelimeler arasında, illuminati li ve Can Bonomo'lu olanlarda fırladı birden. Ben hiç şaşırmadım valla, neden biliyon nu? Çünkü ben aylar önce şu yazıda bu olaya sürtünmüştüm biraz; can bonomo ile milli davamız eurovision.

    Demiştim ki özetle; "Şimdi bu elemanın dininden dolayı falan illuminati diye milletin tutturmaya başlaması yakındır."  offf galiba harikayım. Üzgünüm ama, ben bi üçgen peynir ne kadar illuminati mensubuysa, Can'ında o kadar illuminatici olduğunu düşünüyorum.

Vatevır;

 Bu kişi yazısı yazmıştım bi kaç hafta önce, şu; okla gösterilen "bu kişi"ler.

Sonunda demiştim ki; yazı "bu kişi" görsel arşivine döndü ama neyse olsun."
      
 Aynen öyle olmuş lan, millete "bu kişi" resimlerini sanki ben dağıtmışım gibi... Neyse, işlerine yarasında aman. O yazı, bunu kullananlar için pek iç açıcı değildi ama naapalım, zaten okumadan direk görseli alacak bi kitle olduğundan kafaya takacak bişi yok.

  Peki gerçekten görsellerde bok yiyen kız görme umudunu taşıyanlara ne demeli? Hedef kitlemin ne kadar elit, ne kadar sevyeli olduğunu gördükçe bende kendimle gurur duyyorum aslında. eheheh. Orda altını çizdiğim "bu çocuk okumaz" da blogun eski başlığı, ne mutlu bana hala onu aratıp gelen varsa. Teşekkür ederim ama ay oldu amk. değişeli; öğrenin artık her kimseniz; cafe mystic.

 Bu yanda buton gibi duranda gerçekten aşk okunu götünden yemiş kızgın bi arkadaşın araması heralde. Geçmiş olsun diyoruz; çok kafaya takma hacor, o seni hiç haketmemişti zaten, daha iyilerine layıksın.

  Yine yanda, farklı bir çalışma görüyoruz, "iş makinası resimleri ve rulmanları" aramasıyla tam bir tezat olsada; "işemeli seks ve işemeli sıçmalı eski sinema sex filmleri" 4 ewa! ben bu arkadaşa bişey sormak isterdim; olum işemelisini sıçmalısını buldunda, eski olması mı kaldı? "scat porn" denir o yazdığına bi kere, banada bi arkadaş söyledi, edebinizle arayın amk. ne arıyosanız. 

  Bir başka örnek karşınızda, "kaiser söze" aramasıyla; "öyle göte böyle yarak" tümcesi o kadar güzel yakışıyordu ki, dayanamadım birlikte aldım.

Sadete gelelim mi yavaş yavaş, çok uzun olmasın mevzuu;

Şimdiiii, hesap sorar gibi yapacam ama olsun; birine bu işemeli vırt zırt falan diye bi filmden bahsetsen direk midesi kalkar, "ıyykkkkk iğrençsiiiieeen" der muhtemelen. Ben bi kaç cümlede aptal saptal bi espride kullandım diye sayısını bile söylemek istemeyeceğim derecede ziyaret gerçekleşiyor. Ulan, madem herkes iğreniyo, kim lan bunu internette aratıp bulmaya çalışanlar? 

 Sikerim ben böyle iki yüzlülüğü afedersiniz ama. Daha buraya yaz(a)madığım büssürü aptal saptal şey var. Allah ıslah etsin diyek ne diyek, işemeli sıçmalı şeyler izlediği için değil ama.

bay bay  =)

14 Şubat 2012

sevgililer günü hikayesi

O gelemeyecekmiş abi işi varmış, ben gitcem yanına.” Türevinden bişeyler söyledim. Ulan 3 çift oturuyo amk karşımda. Nasıl dayanırım bu duruma? 


(şu post, bu post yüzünden gözden kaçmamalı; "sevgililer günü yazısı")

  Lisede çılgın bir ergendim. Suratım sivilcelerle hiç bi zaman dolmadı ama ergenliği iliklerime kadar yaşıyodum, bir sevgilim vardı. İyi hatundu Allah için. İlk kez sevgilili lili lili yar bir 14 şubat geçirecektim.(tutamadım kendimi)

 Daha yıl başında düşünmeye başladım, “Ulan ne alsam acep kıza?” ve”En çok hangi hediye mutlu eder onu?” falan filan diye. Gece rüyalarımda; züccaciye dükkanlarını, japon pazarlarını geziyorum hediye bakmak için, o kadar kafaya taktım. (çılgın ergen deyince, kafamda oluşan imaj direk "öyle bir geçer zaman ki: mete"ye dair oluştu nedense)

 Arkadaşlarımın kafasını sikmeye başlamıştım. Hatun arkadaşlardan hergün 14 şubat için hediye tiyoları, erkek arkadaşlardan indirimde olan mağazaların mahallerini öğrenmeye falan çalışıyodum.

14 şubata bi hafta kala, hediye seçeneklerini değerlendirmeye aldım ve ne kadar yakın arkadaşım varsa hepsini peşime taktım; kızılaydaki tüm dükkanları sıradan geçirerek hediye bakmaya koyulduk. Onlarda bakıyo tabii sevgililerine hediye falan ama merkezde ben varım. En çok kafa siken benim.

 Bi bok beğenemiyorum amk. Hırka? Olmaz. Kolye? Çok sıradan. Kitap mitap? Kız entel değil, beğenmez. İnternetide yokluyorum tabii arada.

Neyse;

 Tarihler 11 şubatı gösterdi, sevgilisini kapan 14 şubatta yüksel-2 deki bi kafede buluşup kutlayacaz, plan bu. Toplu sevgililer günümü olur amk. şimdi düşününce gerçekten çok mal olduğumuzu anlamam hiç zor olmuyo.

 Eve geldim, yorgunum deli gibi. Hatun kişiyle bir gün önce konuşmuşum herşey iyi güzel falan, telefonuma gelen bir mesajla irkildim;

“ayrılak mı anam?”

Laaayn? Elim ayağım titredi, rengim attı. Ne diyeceğimi düşündüm 1 saat. Şunu demek bile aklımdan geçti;

“hediyeni veriyim 14 şubatta, 3 gün sonra ayrılsak olmamı yavrım?”

Demedim tabi, sikerler. “Peki” dedim. Ertesi günde aradı beni, gerekçesini söyledi. Şimdi düşününce gerçekten çok osuruktan şeyler falan ama o zaman için gayet mantıklı gelmişti.

Bir sorun var; ben hatundan ayrıldığımı 14 şubat hevesiyle 2 ay boyunca kafasını siktiğim arkadaşlarıma nasıl söyleyecektim? Çok düşündüm, 144 lük iq ya sahip olduğum içinde hemen bi çözüm buldum.

* 14 şubata kadar ayrıldığımı söylemeyecektim, buluşmaya yalnız gidecektim. Yedirememek böyle bişey işte. Nasılım?

 Tarihler 14 şubatı gösterdi, sevgilisiz biri olarak gittim, Kızılay'da, en meşur o çiçekçide bi demet papatya yaptırdım. Arkadaşlarla buluşacağımız kafeye gittim. "Hatun ne zaman gelecek lan?" diyenlere;

“O gelemeyecekmiş abi işi varmış, ben gitcem yanına.” türevinden bişeyler söyledim. Ulan 3 çift oturuyo amk karşımda. Nasıl dayanırım bu duruma?

 30-40 dk oturdum, "hady bakalım mesaj geldi ben kalkıyom" deyip kalktım. Nasıl hızlı yürüysem elimde çiçeklerle, 10 saniyede yükselden milli müdafaya gelmişim. Bir sorun var şimdi;

* Çiçeği naapmalı?

A-) birine uzatmalı, "buyur belki sevgilin vardır" demeli

B-) çöpe basmalı.

C-) götürüp anneye vermeli

D-) bir köşede birini bekliyomuş ayağına, unutmuş gibi yapıp orada bırakıp uzaklaşmalı.

* Çözüm;;

A-) Cesaret edemedim, belki yalnıza denk gelir diye heralde.

B-) Dikkat çekerim diye utandım. Şimdiki aklım olsa böyle bi duruma zaten düşmemde, düşsemde sikimde. olmazdı.

C-) Bunu neden yapmadım, nedenini hala anlamıyorum.

D-) En güzeli gibi göründü, ustaca yapılırsa bi sorun teşkil etmez.

Cevap D-)

Evet, öyle yaptım.

 Hatunun benim arkadaşlarla haberleşme olasılığı yoktu pek zaten, ayrıldığımı 2-3 gün daha söylemedim, sonra anlattım durumu. Çakan olmadı.

 Niye böyle bişey yaptım hala anlamıyorum lan! Galiba yedirememek tam olarak budur. O nedenledir ki, bugünlerde sevgisi olan olmayan herkesin pskolojisini çok iyi anladığıma inanırım hep.

 Hatuna gelelim ne oldu, 1-2 ay sonra yine konuştuk, aradı; lakin o zamanda ben birine göz koymuştum. 2 kişiyi aynı anda idare edemeyecek kadar beceriksiz olduğunu bilen, gözü kara fakat aynı zamanda da mantıklı düşünerek hata yapmak istemeyen zeki bir ergen olarak en mantıklısını yaptım. Hala bir yerlerde beni izlediğini biliyorum. Muhtemelen bu yazıyı yarıla yarıla okuyacak. Okusun amk. ama okuyup tekrar aramasından korkuyorum.

Buda böyle pskolojik bir hikayedir.

Bay bay.

19 Aralık 2011

midesizler için sinema rehberi


 Ne kadar iğrenç bir insan olduğumu herkes bilir.

 Ben bunda; reenkarne olmadan önce Mısır’da bok böceği suretindeki yaşanmışlıklarımın etkisi olduğuna inanıyorum. Bol kıllı, etli butlu, dişiler için girdiği her mücadeleden galip çıkan berduş bir böcektim.(yandaki gibi işte)

  Yalnızca iğrençliğimlede kalmam, iğrençliği yaymak adınada hayatım boyunca savaş verdim, vermeyede devam edeceğim. “Söylenmeyenleri söylemek” dendiğinde aklıma gelenlerden biri bu çünkü, şimdi kim size oturupta şu hayatta çekilmiş en iğrenç filmleri anlatacak? Yorumlarda bulunacak, uzun uzadıya bahsedecek falan filan... 

 Sağlığıma duacı olunuz, siz azıcık daha entel görünebilin diye ben kendimi feda ettim.  İzledikten sonra muhtemelen kendi akıl sağlığınızın düzelmesi içinde çok dua edeceksiniz, arada benide çıkarın işte...

Vatevır;

  Burada bi kaç filmden bahsedecem, iğrençliğime doymayım ki; daha yazacak nice film var aklımda, onlarıda sonra bölüm bölüm yazarım belkim.

 Güldük eğlendik, şakayı bi kenara bırakıyorum ve diyorumki; ben bu filmler yüzünden bi ara harbiden sapıtıyodum lan, izlemeyiniz-izletmeyiniz. Genel kültür olarak bulunsun köşede, olurda birgün biri;

 “İzledin la bu filmi? çok manyak bi film hacı!" derse;

 “Tabii amk, heralde yani izledik.” falan deyip, kendinizi über sinema sever gibi gösterebilirsiniz.

Şimdi başlayalım;
 
Cannibal Holocaust (1980);

 Amazon ormanlarına yerli kabileleri görüntülemek için giden 4 kişilik aklı sikilesice  gruptan bir daha haber alınamaması neticesinde gelişen olayları konu alır.

 Sonra birini gönderirler; “git bak bakiim nolmuş.” diye belgeselcilerin gittiği yere, bi kaset bulunur; belgeselcilerin başına neler geldiği artık bellidir.

 Yönetmen Ruggero Deodato; filmde kullandığı ölü bedenlerin, İtalya'da bir morgdan kaçılan cesetler olduğu iddası ve görüntülerdeki katliam sahnelerinin 1980 yılının teknolojisiyle bu kadar gerçekçi aktarılabilmesinin neredeyse imkansız olduğu görüşüyle yıllarca yargılandı. Deodato hala bu iddalardan tam olarak aklanabilmiş değil.

Nekromantik 1987;

Jörg Buttgereit yönetiminde, ölü seven bir hatun ve ölü toplama işleriyle meşgul erkek arkadaşının yaşadıklarını konu alan film, “bir film ne kadar iğrenç olabilir?” sorusunun cevabı niteliğinde.

Büyük bı kısmını izledikten sonra kişi;

amk bu ne yeaaa, bişi olmadı bana eee?

Demiş olsa bile, en azından son sahnesinin izlenmemesini rica ediyorum.

Salo or the 120 Days of Sodom 1975;

Olayların, 1944’te nazi yönetimindeki Salo Cumhiriyeti’nde geçtiği, 9 hatun ve 9 erkeğe kapatıldıkları şatoda uygulanan ruhsal-fiziksel-cinsel işkenceler konu alınıyor. Filmin sloganı nedir bilmiyorum ama keşke şu olaydı çok güzel uyardı;

salo: boka doyacaksınız!

 Pier Paolo Passolini’nin; “Şimdiye kadar yapılmış, en rahatsız edici film” sıfatını hakkıyla taşıyan bu filmi, bol bol bok yeme sahneleri içerdiğinden bok dendiğinde akla gelen sanat eseri olma özelliğinede sahip. Filmin gösterimi dünyanın birçok ülkesinde hala yasak ama Türkiye’de değilmiş, boka alışık milletiz zaten.

Pink Flamingos 1972;

 John Waters’in tamamen; “en iğrenç ve ilginç filmi çekmek” adına yola çıkarak, yazıp yönettiği filmdir, ki filmin sonunda; “Nasıl yeterince iğrenç miydi?” gibisinden eleştirmenlerinde görüşlerine yer verilmiştir. İçeriğide amacına uygun olarak ayarlanmış; filmde bir grup hıyar; en iğrenç insan olma yarışına girişmekte. Göt deliği oynatmalı bir sahnesi bile var.. Daha ne olsun?
  
   Bu kadar iğrençlik yeter, sordularmıydı; “biliyom ben onu yeaa, hiç güzel değil, yarısında çıktım” diyeceksiniz artık.