gelecek mevzuu; loading...

yorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2012

"men in black 3" - eleştiri & yorum

“Geleceği kurtarmak için... Geçmişe dönüş.”

   2 yıl önce çekimlerine başlandığını tv’de duymuştum "Siyah Giyen Adamlar 3"ün. İnanılmaz güzellikte bir haberdi tabii bu benim gibi bir "Men in Black" manyağı için. Bu tarz efsanelerin, uzun aradan sonra tekrar beyaz perdeye dönüşü her zaman risklidir ve benimde aklıma  ilk olarak bu geldi. Karşımızda "Jurassic Park" ve benzeri örnekler vardı. Hasılat için hikayeyi "ite-kaka" devam ettirmeye çalışmış olduklarında; hep en yukarıda olması gereken eserin nasıl yerlere düşüp kayboluş örneklerini gördük. Riskli hareketti nitekim, peki ne oldu? O kısma geçelim artık.


    "Superman" ve "Rambo" filmlerini devam başarısı açısından herzaman örnek gösteririm. Önceki bölümünden yıllar geçmiş olmasına rağmen çıkarılan işin, yaşattığı keyif açısından hala ayakta ve leziz olması inanılmazdır. "Men in Black 3" işte tam bu bahsettiğim şeyi başarmış. Tıpkı 2. filmde nasıl 1 ile kıyaslamak aklımın ucundan geçmemişse, bu film içinde ne ikincinin ne de ilkinin daha güzel & daha kötü olduğuna dair yorum yapamıyorum. Tek bildiğim; mükkemmel bir bilim kurgu – komedi izledim. Diğer mevzulara geçelim;

* Senaryo;

   "Men in Black" ile özdeşleşen yazar; Lowell Cunningham'ın yine; “eğlenceli ve sürükleyici” temasından yola çıktığı çok belli fakat bu sefer sürprizlerle dolu bir senaryo var; Siyah Giyen Adamlar’ın geçmişe yolculuğunu izliyoruz, hedef: 1969. 1969 için yaratılan retro ise mükemmelinde ötesinde, sadece; 60’s ve 70’s hayranlarının anlayabileceği küçük detaylar var; 1969’da geçen her sahneye özenle bakın derim. Ve görünenler; hippies, chevrolet, impala, afro-amerikanlara bakış ve tabii ki folk-country müzik...

* Oyunculuklar;

  Agent K, yani Tommy Lee Jones için çok fazla koşuşamayacaz bu filmdeki oyunculuğu hakkında ama tam burda harika benzerliğin farkına varan yapımcıya ve genç Agent K; Josh Brolin’e tebrikler. Abartısız makyaj ile doğal bir benzerlik bu, "cast" kavramını ve "cast seçimi"nin önemini izzah edecekleri zaman Josh Brolin’in Men in Black’teki rolüne bakılmasını öneririm bundan sonra.


   Will Smith her zamanki gibi kusursuz. Hatta bir örnek bile verebilirim hemen; partneri ajan K’i bulamayınca Mrs. O’ya tarif ediyor kendisi;


Josh Brolin’in galadan sözleri;

 “İlk filmi abartısız 45-50 kez izlemişimdir. Tommy ile Will arasındaki uyuma büyük hayranlık duyuyorum. Tommy’nin sesinde gerçek hayatta konuştuğundan çok farklı, Siyah Giyen Adamlar’a özgü bir tını var. Rüyama girene kadar bunu dinledim durdum. Yapabildim mi bilmiyorum, ama arkadaşlarım sesimin onunki gibi çıktığını söylüyorlar. Dışarı yemeğe gittiğim zaman, "Tommy gibi sipariş veriyorsun"dedikleri oluyor.”

   Tıpkı diğer iki Men in Black’te olduğu gibi burda da bir suçlumuz var fakat kendisi gerçekten çok eğlenceli ve marjinal. Jemaine Clement’in kusursuz şekilde canlandırdığı Boris "The Animal" ile tanışın;


* Soundtrack

  1969’a geçildikten sonra daha fazla müzik beklerdim ama genel anlamda Men in Black 3 soundtrack listesiylede başarılı. Pitbull’un film için bestelediği "back in time"a buyrun;


   Fragmanlarda da görülen filmdeki o ilginç araç;



Bana anımsattığı şey; south park’ta Mr Garrison’un enteresan tasarımı oldu;


* Final;

   Daha önceki  filmlere oranla daha duygu yüklü bir final sizi bekliyor olacak. Belkide bundan önceki finallerin bile anlamını değiştirebilecek. Ben çok başarılı buldum.

Filme puanım;

8.7

28 Şubat 2012

“fetih 1453” – eleştiri & yorum

“Hayatımda ilk kez bir filmin sonunu doğru tahmin ettim.”
  
  Evladını kapan veli,  öğrencilerini kapan öğretmen, yiyişmek için doğru filmi seçememiş liseliler doğru sinemaya, "Fetih 1453"e. Salonların %60'ı 7-12 yaş veledlerle doluydu, ne bok anlayacaklar acep bunlar diye merak ederken film bittikten sonra tüm bu bebeler hep bir ağızdan bağırmaya başladı;

“En büyük Türkiye, başka büyük yok.”

  Ehehhe, filmin en güzel yeri buraydı heralde. Yeteri kadar elemanın izlediğini düşünerek, daha derinden eleştirme şansını yakalamış buluyorum, başlayalım yavaştan.

  Fetih 1453’ün yapımcısı ve yönetmeni olan Faruk Aksoy’un, filmografisinin ufak bi kısmına bakalım önce, sonra buraya dönecez;

Yeşil Işık (2002) - yönetmen
Çılgın Dersane (2007) - yönetmen
Çılgın Dersane Kampta (2008)yönetmen, senarist
Recep İvedik 3 (2010) yapımcı
Fetih 1453 (2012)yapımcı, yönetmen

  Tüm önyargılarıma rağmen gidip görmek istedim, türk sinema tarihinde ilk kez böyle devasa bütçeli bir orta çağ epiği çekildi, dolayısiyla gidip görmek lazımdı. Cesaret ister böyle bi iş, bunuda demeden geçemem. Önyargılarım hussuna gelince, film ve fragman rivayet edilen Hz. Muhammed’in şu hadisiyle başlıyor;

 “Kostantiniye, bir gün fetholunacaktır. Onu fetheden asker ne güzel asker, onu fetheden komutan ne güzel komutandır.”

Şu aşağıdaki fragmanı, tekrar bi göz atmakta fayda var;


Fakat ben biliyorum ki, şöyle bir hadis-i şerifte rivayet ediliyor;

“Ben Allah’ın resulü olduğum halde, bana nasıl bir müamele yapılacağını bilmiyorum.”

Ve ben biliyorum ki, şöyle bir ayet var;

"De ki: "Ben türedi bir peygamber değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sâdece bana vahyedilene uyarım. Ben sâdece apaçık bir uyarıcıyım." (Ahkaf, 46/9) (diyanet meali)

 Bu mevzuu üzerinde fazla durmak istemiyorum, merak eden araştırır. Tek söylemeye çalıştığım şey; gişe için kullanılabilecek materyallerden en kolayı ve en yanlışı seçilmiş. İşe yaramadı mı? Offf, ne biçim yaradı hemde.

Filme girelim;

  Görsel efektlerle diyalog ve actionın iç içe olduğu sahnelerin geçişleri, "Arka Sokaklar" dizisinin etkisinde kalınmışcasına; yakın – uzak açı, geniş – dar kadraj ayarlarının iyi olmadığı aşikar. Efektler oldukça başarısız fakat benim beklentim zaten bu yönde olmadığı için problem yapmadım. En az bi kez Age of Empires oynamış elemanlar için çok tanıdık 3-5 saniye var.  Eminim ki elden gelenin en iyisi şimdilik bu, ama emsalleri ile karşılaştırma yapmak çok büyük gaf olabilir.

  Netekim, netekim; aklıma yer eden bi sahne var; fragmanlarda da minik mi kısmı olan, XI. Konstantin’i canlandıran Recep Aktuğ’un arena da coştuğu sahnede o konuştukça hoplayıp zıplayan elemanların görüntüsü bana fifa 2001’deki balon kafalı seyircileri anımsattı. 

* Şehzade Orhan'a ise at hırsızı gibi bir imaj çizilmiş olması, gözden kaçacak gibi değil.


* Filmin muhtelif bir yerinde, "geber köpek!" repliğini yakaladım. İstemsizce salak bi gülümseme oldu suratımda.

* Ulubatlı Hasan'ın her daim gözünü kapatan saçlarına rağmen onca elemanı kılıçtan geçirmeside takdire şaaaayan idi.

Oyunculuk mevzuuları;

  II. Mehmed’in kankası  Ulubatlı Hasan rolünü üstlenen İbrahim Çelikkol gerçekten filmi izlenebilir yapan önemli nedenlerdendi, yine aynı şekilde, II. Mehmed’i canlandıran Devrim Evin içinde iyi bi not verilebilir. Recep Aktuğ’da sağlam oynamış ama o sakalları tam yapıştıramamışlar.

Senaryo mevzuu;

  Bir gişe filmi olmasından mütevellit, pek fazla eleştirilmesi doğru değil. Haa illa eleştrilecekse; yaşayıp yaşamadığı bile muamma olan Ulubatlı’nın Fatih Sultan Mehmed’le olan kankalığından dolayı direk 0’ı alır. O nedenle pek önemli değil; yok aşk hikayesi varmış, yok ulubatlı var mıymış yok muymuş sallamamak lazım. Milletin binlerce sayfalık mitolojisi var bizimde bi ulubatlımız olsun madem, nolacak.

 Faruk Aksoy filmografisine dönelim; Çılgın Dershane'lerden sonra, neredeyse hiç göt göremediğimiz bu filmi çekerken çok sıkılmış olmalı.

Son olarak; öyle ilginç bir film ki; beğenen "turancı derler" diye beğendiğini söyleyemiyor, beğenmeyen; "marjinal olmam lazım" diye itin götüne sokuyor filmi. Biraz kendiniz olun amk.

Filme puanım;

5.5/10

picture retrieved from; .netaktuel.com

Bay bay.